21 Mayıs.
Sizler için belki de hiçbir anlamı olmayan bir gün.
Kiminizin doğum günü, kiminizin evlenme yıl dönümü, bazılarınızın
da sevdiklerini kaybettikleri bir günün yıl dönümü olabilir.
Benim için 21 Mayıs tarihinin ayrı bir önemi vardır. Atalarım 21 Mayıs
1864 tarihinde, dünya tarihinin en büyük soy kırımına tabi tutularak
vatanlarından sürgün edilmişlerdir.
Bütün dünya, Yahudi ve
Ermeni soy kırımlarını konuşur. Üstelik bu soy kırımlar konusunda,
tarihçiler arasında derin ihtilaflar da vardır. Buna rağmen her yıl
büyük tantanalar yapılır. Dünya parlamentoları Ermeni soykırımını kabul
eden ve Türkiye’yi suçlayan kararlar alırlar. Her yıl 24 nisan
yaklaşırken dünya büyük bir gerilime sokulur.
Oysa benim
kadersiz milletimin başına gelenlerden çok az kimsenin haberi vardır.
Çerkesler başlarına gelen büyük felaketi bu günlere kadar nedense dışa
vurmamış, kendi içlerinde kapalı dünyalarında yaşamışlardır.
Çerkesler, dünyanın en kadim milletlerinden biri olarak, Kuzey
Kafkasya’da kendi topraklarında, kendilerine özgü bir yönetim tarzı
içinde varlıklarını sürdürüyorlardı. Tarihin bir çok döneminde sayısız
istilalara maruz kaldılar. Persler, Hunlar, Avarlar, Timur Kafkasya’yı
istila eden ve buradan geçen liderlerden sadece bir kaçıdır. Ancak
bunların hiç biri, Kuzey Kafkasya’yı ve Çerkes halklarını uzun süre
ellerinde tutamadılar.
Kafkasya istilasına başlatan Çar IV. İvan Grozny’dir
Çerkesler
ülkelerine giren bütün istilacılara karşı amansız bir mücadele
verdiler. Sürekli olarak ülkelerini koruma mücadelesi veren Kuzey
Kafkasyalılar, savaşçı bir toplum olarak tarih sahnesinde yerlerini
aldılar.
Kuzey Kafkasya halklarının kaderleri, kuzeylerindeki
Rus prensliklerinin birleşerek yeni bir devlet kurmaları ile değişti.
Diğer prenslikleri hakimiyeti altına alan Moskova Knezliği (Prens), Rus
devletinin temelini atmıştı . Genişleyerek güneye doğru inen Ruslar, Çar
IV. İvan (Grozny) zamanında 1567 yılında Kuzey Kafkasya topraklarına
saldırdılar.
Yaklaşık olarak üç yüz yıl devam eden Kafkas –Rus
savaşları, dünya tarihine pek fazla yansımamakla birlikte tarihin en
kanlı savaşlarıdır. Bu savaşlarda, teknik üstünlüğü Kuzey Kafkasya
kabileleri ile hiçbir şekilde kıyaslanamayacak olan Ruslar, Çerkes
savaşçıları karşısında büyük bozgunlar yaşamışlardır.
Yaklaşık
üç yüz sene devam eden bu savaşlar sırasında, Rusya’da üç ayrı hanedan,
26 çar görev yapmıştır. Çar IV. İvan ile başlayan Kuzey Kafkasya’nın
işgali süreci II Alexandre dönemine kadar devam etmiştir.
Kuzey
Kafkasya’da savaşın en şiddetlendiği dönem, Çar I. Nikolay’ın tahta
çıktığı 1825 yılında başlar. Kırımı Osmanlı’dan koparan Ruslar, Kırım
ile birlikte Kuzey Kafkasya topraklarını da Osmanlı’dan aldıklarını
ileri sürerek Kuzey Kafkasya’ya girmek istediler.
Hiçbir zaman
Osmanlı toprağı olmayan, sadece Osmanlı ile dostane ilişkilere sahip
olan Çerkesler, Rus işgaline karşı büyük bir direniş gösterdiler. Doğuda
İmam Şamil önderliğindeki Dağıstan ve Çeçenistan kuvvetleri Ruslara
karşı amansız bir mücadele verirken, Batı Cephesinde Hacı Khuzbek, Hacı
Degumuko Berzeg, Zanıko Sefer ve Hacı Giranduk Berzeg komutasındaki
Çerkes süvarileri Rus işgalcilere göz açtırmıyorlardı.
Köyleri yakılan zavallı Çerkesler, dağlarda ot yiyerek hayatta kalmaya çalışıyordu.
Çerkes kuvvetleri silah ve cephane noktasında son derece yetersizdiler.
Destek ve ikmal imkanları da neredeyse sıfırdı. Ruslara yaptıkları
baskınlarda ele geçirdikleri mühimmatlarla savaşı sürdürmeye
çalışıyorlardı. Kendilerine cephane desteği sözü veren İngiliz ve
Osmanlı desteğinin gelmemesi sonucu kuvvetler hızla tükenmeye
başlamıştı.
Bu seferki Rus saldırıları çok acımasızdı. Ruslar
kadın ve çocuklardan başka kimsenin bulunmadığı Çerkes köylerine
saldırıyorlar, buralarda canlı namına hiçbir şey bırakmıyorlar, köyleri
tamamen haritadan siliyorlardı.
Rus saldırılarından kurtulabilen
zavallı insanlar, dağların derinliklerinde aç ve sefil bir vaziyette ot
yiyerek varlıklarını sürdürmeye çalışıyorlardı. Ruslar bununla da
kalmıyor, o güzelim Karadeniz kıyısındaki ormanları ateşe vererek, yaz
boyu yangınlarla tabiatı tahrip ediyor, Kafkas savaşçılarının barınma
imkanlarını kendi akıllarınca yok ediyorlardı.
Kuzey Kafkasya
1825 yılından başlayarak 1864 yılına kadar alev alev yandı. Yaklaşık
kırk yıl devam eden bu vahşi saldırılarda ne kadar Kuzey Kafkasyalı’nın
hayatını kaybettiğini tahmin bile edemiyoruz. Yine de bir rakam vermek
gerekirse İngiliz seyyahlar, John S Bell ve James Longworth savaş
sırasında bölgeyi dolaşmışlardır. Onların izlenimlerine göre bu bölgede
1825-1835 yılları civarında beş ya da altı milyon insanın yaşadığı
anlaşılıyor.
Ruslar, Çerkes halkını vatanlarından sürdükleri günü, zafer bayramı olarak halen kutluyorlar.
Kuzey Kafkasya coğrafyasında öyle büyük bir etnik temizlik yapılmış ki,
aradan geçen 147 yıl sonra bile Kuzey Kafkasya’da Çerkes (Adıge) nüfusu
ancak altı yüz bin civarındadır.
Üç yüz yıllık bir işgal
hareketinin sonunda Kuzey Kafkasya, hem insan gücü, hem de teknik
üstünlüğe sahip Rusya karşısında daha fazla dayanamadı. Ruslar bazı
Çerkes kabilelerinin tamamen, dilleri ve kültürleri ile birlikte
varlıklarını da yok ettiler. On iki Çerkes boyundan biri olan Ubıhlar
tamamen yok oldular.
21 Mayıs 1864, Çerkes halkı açısından
unutulması mümkün olmayan bir tarihtir. Aradan geçen 147 yıla rağmen
acılar halen unutulmamıştır. Bu tarihte Çerkes halkının vatanlarından
sürülmesi için Çar Naibi Grandük Mişel, yayınladığı kararname ile
Karadeniz kıyısında ikamet eden tüm Çerkes boylarını vatanlarından
sürerken, aynı günü Rus halkı için zafer bayramı ilan etmiştir.
Bu karmaşık durum Rusya’da halen devam etmektedir. 21 Mayıs Ruslar
tarafından ordu günü ya da zafer bayramı olarak kutlanmaya devam
etmektedir. Aynı tarihte Rusya Fedarasyonu içinde bulunan Çerkes
halkları da sürgün ve soy kırımı protesto için bir araya geliyorlar.
1864 yılının Mayıs ayından başlayarak, yıl sonuna kadar yaklaşık
iki milyon civarında Çerkes vatanlarını terk etmeye mecbur
bırakılmışlardır. Bu sürgün öyle ilkel şarlarda yapılmıştır ki,
kıyılarda toplanan, canını kurtarmak isteyen çaresiz insanlar, bulunan
gemilere rastgele bindirilmişlerdir.
Çerkes sürgünü sırasında aileler parçalanmış, büyük dramlar yaşanmıştır.
Bu sürgün sırasında, eşler birbirinden ayrılmış, ana ayrı, kızı ise
ayrı gemilere bindirilmiş, bütün gemiler aynı yere gidiyor, orada nasıl
olsa buluşacaksınız denerek insanlarla alay edilmiştir. Pusulasız ve
hedefsiz olarak Karadeniz’e açılan gemiler, ulaştıkları Osmanlı
topraklarına rastgele olarak Çerkes sürgünleri indirmişlerdir. Trabzon,
Ordu, Samsun, Sinop, Kefken, Şile hatta Varna, Burgaz ve Rusçuk
limanları bile indirme yerleri olmuştur. Bu sürgün sırasında aileler
parçalanmış büyük dramların yaşanmasına sebep olunmuştur.
Bu
yaşanan olayların hepsinin müsebbibi Çarlık Rusya’sıdır. Çarlık 1917
yılında yıkılmıştır, ancak onun mirasçısı bu günkü Rusya Federasyonudur.
Çarlık sonrası kurulan Sovyetler Birliği ve daha sonra kurulan Rusya
Federasyonu da Kafkas halkları üzerindeki soy kırım faaliyetlerine aynen
devam etmişlerdir.
Sovyetlerin dağılmasının ardından bağımsız
olmak isteyen Çeçen halkının yaşadığı vahşet, halen hafızalarımızda
taptaze durmaktadır. 1994 yılında başlayan Çeçen-Rus savaşı sırasında,
toplam nüfusu ancak bir milyonu bulan Çeçen halkının yaklaşık iki yüz
elli bini katledilmiştir.
Ruslar tarih boyunca işledikleri soy
kırım suçlarının bedelini ödemedikleri için, bu gün de pervasız hareket
etmektedir. Öylesine pervasızdırlar ki, Rus parlamentosu Türkiye’yi
Ermenilere soy kırım uygulamakla suçlayan iki ayrı karara imza atmıştır.
Şu anda ticari ilişkilerimizin zirvede olduğu Rusya’nın, Ermeni
soykırımı yasasını iki kez Duma’dan geçirdiğini kaçımız biliyoruz.
Çerkes soy kırımının 147. Yılındayız. Üç yıl sonra 150. Yıl gelecek.
Soy kırımın 150. Yılı daha da ilginç olaylara gebe. Ruslar Çerkes
Halkını katlettikleri, tamamen yok ettikleri ve topraklarını gasp
ettikleri SOÇİ’de, kış olimpiyatları düzenliyorlar. Barış ve kardeşliğin
sembolü olan olimpiyat ruhu SOÇİ topraklarında nasıl yeşertilecektir.
Rus ordularına karşı son neferine kadar savaşarak şehit düşen Ubıh
askerlerinin gömülü olduğu SOÇİ yaylalarında, tam da olimpiyat
tesislerinin yapıldığı yerde; Kabaade (Krasnoya Polyana) platosunda
yatan Kafkas şehitlerinin ruhu taciz ediliyor. 2014 yılında sürgün ve
soykırımın 150.yılında Ruslar Çerkesleri bir kez daha öldürüyor.
Sürgünde doğan ve Kafkasya’yı efsanelerden öğrenen gençler, artık
küçülen dünyada her şeyi daha yakından takip edebiliyorlar. Yıllar sonra
atalarının sürgün edildiği toprakları ziyaret edenler, yaşanan acıyı
daha derinden kavrayabiliyorlar.
150. yıla giderken Çerkesler,
başlarına gelen bu felaketi daha geniş kitlelere duyurma peşindeler. Bu
olayı kademeli olarak bütün dünya parlamentolarının gündemine taşımak
istiyorlar. Çerkes soykırımını tanıma noktasında ilk adım, elbette ki
Türkiye’ye düşüyor. Ruslar iki kez bizi Ermeni soy kırımı ile
suçladıkları halde, siyasi ve ekonomik münasebetlerimiz nasıl devam
ediyorsa, biz de aynı şekilde Rusya’yı suçlayan kararı parlamentomuzdan
geçirebiliriz.
Rusya’nın soy kırım yaptığına dair en önemli
belgeler Osmanlı arşivlerinde bulunmaktadır. Yapılacak tek şey, bu
konuda irade ortaya koymaktır.