Zaman yazarı Mustafa Armağan, son günlerde özür meselesi yüzünden
gerilen Türkiye-İsrail ilişkilerinin tarihsel boyutuna ilişkin çarpıcı
bir yazı kaleme aldı. Armağan yazısında, Abdülhamid döneminde yahudi
hahambaşının Sultan'ın önünde diz çökerek nasıl özür dilediğini anlattı.
İŞTE O YAZI;
Mavi Marmara katliamı için İsrail'den
beklediğimiz özür, askerî krize dönüşürken, Türkiye'nin B ve C
planlarını devreye sokacağını açıklaması ortalığı karıştırdı. Bundan
böyle donanmamızın Doğu Akdeniz'de seyrüsefer halinde olacağı
açıklaması da malum lobilerde "Türkiye'ye neler oluyor?" sorusunun
kuyruğunu tutuşturmuş oldu.
URGANLARI TEKER TEKER KOPARIYOR
Türkiye'ye bir şey olduğu yok, uykudan uyanıyor sadece. Cüceler
ülkesindeki Gulliver, uykudan uyandığında kendisini sımsıkı bağlamış
bulunan urganları teker teker koparıyor, hepsi bu. Yarın öbür gün
Ayasofya ve 12 Ada dosyalarının açılmayacağını kimse garanti edemez;
buraya yazıyorum.
ABDÜLHAMİD'İN DİRAYETİ
Bu tarihî
dönemeçte tarihimizle yüz yüze gelmemiz kaçınılmaz; daha doğrusu
tarihimizle ve Sultan II. Abdülhamid'le. Abdülhamid Han'ın Yahudiler
ile Siyonistleri nasıl hassas bir ölçüyle ayırt ettiğini ve teb'ası
olan Yahudilerin haklarının korunmasına ne denli ihtimam gösterdiğini,
öte yandan ülkesinin bir parçasını koparma planları yapan Siyonistlere
karşı ne denli şiddetli davrandığını görmek için Yahudi tarihi uzmanı
Avram Galante'nin "Abdülhamid ve Siyonizm" adlı makalesinden daha
güvenilir bir kaynak bulunamaz. Henüz Türkçeye tercüme edilmemiş olan
makalede Abdülhamid'in, çok güvendiği Hahambaşı Moşe Levi'yi alışık
olunmadık bir şekilde azarlayıp tehdit ettiği ve ayağına kapandırıp
özür dilettiği bizzat Levi'nin torunu Yeşua Eşkenazi'nin verdiği belge
ve bilgilere dayanılarak anlatılmıştır. Bu hararetli günlerde
Abdülhamid'in zekâ ve dirayetinden günümüze düşecek damlalara ne denli
ihtiyacımız olduğunu görüyorsunuz.
FİLİSTİN İÇİN YAHUDİ GÖÇÜNE İZİN
Siyonizm'in kurucusu Theodor Herzl, yanında Moşe Levi ile kapı kâhyası
olduğu halde Sultan'ın huzurundadır. Herzl, Yahudilere gösterdiği
ihtimamdan dolayı Sultan'a teşekkür eder ve bir meblağ karşılığında
Filistin'e Yahudi göçüne izin vermesi ve Girit'e benzer bir özerklik
tanıması teklifinde bulunma cüretini gösterir.
ABDÜLHAMİD'DEN ATRATEJİK YANIT
Abdülhamid'in cevabı son derece diplomatiktir: "Yahudilere güven duymuş
olmam, teklifinizi reddetmeme mani değil." Ardından da topu ustaca
bakanlar kuruluna atar. Böylece bir yandan Herzl'in niyet ve çapını
ölçmek için zaman kazanırken, diğer yandan ilişkiyi kesmeksizin zamana
yayma stratejisini izler. Tecrübesiz Herzl, bunun olumlu bir cevap
olduğunu zannederek sevinecek ve yandaşlarına telgraf çekerek 'bu iş
oldu' mesajı gönderecektir. Ancak bu cevap, aslında "olumsuz bir evet"
demekti, zira 3 ay sonra Filistin'e ne şekilde girmiş olursa olsun bütün
Yahudilerin sınır dışı edilmesini emreden iradenin altında da
Abdülhamid'in imzası olacaktı. Demek ki, hayır diyemeyeceği durumlarda
muhatabının içine gömüleceği bir cevap yumağı sunmak bir Abdülhamid
klasiğiydi.
Fakat Galante, Abdülhamid'in sanki Filistin'e
yerleşme izni verdiği anlamına gelecek bu cevaptan kuşkulanmıştır. Zira
tanıdığı Abdülhamid imkânı yok böyle bir şey yapmazdı. Bu işin içinde
bir iş vardı ama neydi?
Bu soruyu eski Ayan üyelerinden Behor
Efendi'ye sorar. O da, Abdülhamid'in Herzl'e görüşmeden sonra altın bir
kravat iğnesi hediye ettiğini, bundan, iğneyi hediye ettiği kişiye çok
öfkelendiği ve iğneyi göğsüne saplamak istediği manasının çıktığını
söyler. İlk işaret alınmıştır. Gerçekte Abdülhamid bu nezaket gösterisi
halinde geçen görüşmeden hiç hoşnut olmamıştır. İçy üzünü Levi'nin
torunu açıklar.
MOŞE LEVİ 3 GÜN HAPSEDİLDİ
Herzl
Viyana'ya döndükten sonra Abdülhamid Hahambaşı'nı çağırır. Levi sabahın
9'unda Saray'a gider ve huzura girmek için izin ister. Sultan cevap
verir: "Biraz beklesin". Öğleye doğru Başmabeyinci Sultan'a kaymakamın
beklemekte olduğunu hatırlatır. Cevabı aynı olur. Akşam olurken Sultan
bugün gitmesini ve yarın gelmesini söyler. Moşe Levi, Sultan'ın
işlerinin çokluğu nedeniyle kendisiyle görüşemediğini düşünerek ertesi
gün aynı saatte Saray'a gelir. O gün de huzura kabul edilmez. Levi bu
kez Saray'dan ayrılırken, Sultan'ın kendisine karşı olan tutumundan
kuşkulanmaya başlar. Üçüncü gün de aynı şekilde bekletilir. Bu durum
Başmabeyincinin de garibine gider ve Sultan'a Hahambaşı'nın beklediğini
hatırlatır. O da güneş battıktan sonra huzura getirmesini söyler. (Bu,
Abdülhamid'in önemli mevkilerdeki kişileri cezalandırma yöntemiydi. Bu
bir tür tutuklamaydı. Moşe Levi bu uygulamaya göre 3 gün
hapsedilmişti.)
Yıldız Selamlığı. Abdülhamid
döneminde hiç aksatmadan yapılan Cuma selamlıkları devletin ihtişamını
sergileme törenleriydi aynı zamanda.
SULTAN'IN AYAKLARINA KAPANDI
Sultan, Hahambaşı'na soğuk davranır ve birkaç dakikalık bir
sessizlikten sonra kuru ve sert bir ses tonuyla "Hahambaşı (normalde
"Hahambaşı Efendi" derdi, bu hitap şekli kızgınlığını gösterir), amcam
Abdülaziz tahtta olduğu zamandan beri sizi tanırım ve birkaç gün
öncesine kadar sadakatinizi takdir ederdim. Fakat Herzl'in gelişinden
sonra bu sadakatten ayrılmış olduğunuzu esefle gördüm. Bir karışlık
toprak parçasının bile verilemeyeceğini çok iyi bilen siz Hahambaşı,
nasıl oldu da İmparatorluğumun, Müslüman ve Hıristiyan alemlerinin
gözlerinin üzerinde olduğu bir parçasına ilişkin olarak benden böyle
bir talepte bulunması için o adamı buraya getirebildiniz? Bu adamın
talebinin yüzde birini bile kabul etseydim benim ve devletimin başına
kim bilir neler gelirdi! O adamın beni ziyaret etmekteki amacından
haberiniz var mıydı, yok muydu? Burada nelerin konuşulacağını bilmiyor
muydunuz? Cevap veriniz!"
Üzgün ve mahcup olan Hahambaşı şu
cevabı verdi: "Size hep sadık kaldım. Şimdi de sadığım ve hep sadık
kalacağım. Efendimiz, yemin ederim ki, burada Siyonizm'den söz
edileceğini bilmiyordum; Herzl bu konuda bana hiçbir şey söylemedi.
Beni onun suç ortağı olmakla suçlamayın. Ben masumum, milletim de
masumdur!" Bunları söyledikten sonra, Moşe Levi ayağa kalktı, ağlayarak
Sultan'ın ayaklarına kapandı ve kendisini ve milletini affetmesini
istedi.
Tayland Prensi (ortada, sağda olanı) Sarayı ziyaretinden çıkarken fesle poz veriyor.
Sultan öfke ile ayağa kalktı ve şöyle dedi:
"O adamın ziyaretinden haberinizin olmadığını söylüyorsunuz. Oysa
mektubunuzda onun benimle Yahudi milletine ilişkin bir konuda görüşmek
istediğini yazıyorsunuz! Ne demek oluyor bu?!" Moşe Levi gözleri yaşla
dolu bir vaziyette şöyle cevap verdi: "Efendimiz, o adam gazeteci,
zatıalinizin genel olarak Yahudi sorunu konusundaki görüşlerinizi
öğrenmek istediğini zannetmiştim". Yetmişlik bir ihtiyarın karşısında
ağlamasından duygulanmış olan Sultan şöyle dedi: "Şimdi sizin masum
olduğunuzu anladım." Mabeyinciyi çağırdı ve Hahambaşı'nı dinlendirmesini
emretti. Torununun anlattığına göre Moşe Levi bu azardan sonra 15 gün
hasta yatmıştır.
Son Sultan'dı gerçekten de. Şu sözünün
ışıltısı bugüne kadar geliyor: "Bu adamın talebinin yüzde birini bile
kabul etseydim benim ve devletimin başına kim bilir neler gelirdi!"
Kabul etmediğin için başına neler geldiğini biliyoruz Sultanım!
YOZGATIN SESi