Kaddafi yine de şanslıymış!!!

halo tarafından yayınlanmıştır 25. Ekim 2011 05:12
Ortadoğu'da devrik liderleri öldürmenin, otomobilinin frenlerini gevşetmekten ameliyat masasında soluksuz bırakmaya ve makineli tüfekle taramaktan köpeklerin önüne atmaya kadar uzanan türlü türlü yolu vardır...


 Arap dünyasında asırlardan buyana devam eden "devrik lideri öldürme" geleneği hiç değişmedi ve Libya'nın 42 yıllık diktatörü Muammer Kaddafi linç edildi. Ama bu sayfada örnekleri yeralan Ortadoğu'ya mahsus lider öldürme biçimlerini okuduğunuzda, Kaddafi'nin herşeye rağmen "şanslı" olduğunu göreceksiniz...

 LİBYA'nın sabık lideri Muammer Kaddafi, muhalifleri tarafından linç edildi ve böylelikle Ortadoğu'da ve Arap dünyasında yüzyıllar öncesinden buyana devam eden "devrik liderleri parçalama" âdetinde hâlâ herhangi bir değişme olmadığı ortaya çıktı.
 Âkıbetinin günün birinde bu şekilde olacağı Kaddafi'nin acaba hiç hatırına gelmiş mi idi, tabii ki bilemeyiz ama hayatının sadece linçle noktalanacağı herhangi bir şekilde hatırına gelmiş olsaydı çok büyük ihtimalle mutlaka şükrederdi!...
 Şükretmesi gerekirdi, zira diğer devrik liderlerin başına gelenlerin onun da başına gelmesi ihtimali vardı: Meselâ cesedini ayaklarından bir direğe bağlayıp teşhir edebilir yahut etlerini köpeklere yedirebilirlerdi ama yapmadılar, linç ettikten sonra cesedindeki kanları temizleyip bir soğuk hava deposuna yatırdılar ve isteyenin gelip cesed başında hatıra fotoğrafı çekmesine izin vermekle yetindiler!
 Bugün bu sayfada liderleri öldürme ve daha sonra değişik şekillerde parçalama geleneğinin 20. yüzyıldaki bazı örnekleri yeralıyor. Örnekleri okuduğunuzda Muammer Kaddafi'nin yakınlarının sâbık liderin hiç olmazsa cesedi sağlam kaldığı için şükretmeleri gerektiğini ve öldürülen liderler arasında en şanslısının da asıldıktan sonra tek parça hâlinde defnedildiği için Saddam Hüseyin olduğunu göreceksiniz.



Kiminin freni gevşetildi kimi bin parçaya ayrıldı

 ORTADOĞU'da 1950'lerden buyana canından edilen liderlerin nasıl öldürüldüğünü merak mı ettiniz?
 Aklınıza gelecek her türlü ölüm metodunu bu listede bulabilirsiniz:
* ÜRDÜN KRALINI CAMİDE VURDULAR: Birinci Dünya Savaşı sırasında Arap isyanını başlatıp Arap yarımadasını Osmanlı yönetiminden koparan Mekke Şerifi Hüseyin'in oğullarından ve Ürdün'ün ilk kralı olan Abdullah, 1951'in 20 Temmuz'unda Kudüs'teki El Aksa Camii'nde Cuma namazını kıldığı sırada Şükrü El Aşo adındaki bir Filistinli tarafından başından ve göğsünden vuruldu. Namaz sırasında kralın yanından bulunan ve daha sonra senelerce Ürdün tahtında oturacak olan torunu Hüseyin de kendisine isabet eden bir kurşunun göğsündeki madalyadan sekerek duvara saplanması sayesinde hayatta kalabildi.

* APANDİSİTTEN YATTI, KALBİ DURUP ÖLDÜ: Ürdün Kralı Abdullah'ın kardeşi Faysal 1920'nin 11 Mart'ında Suriye Kralı oldu ama Suriye'yi ellerinde bulunduran Fransızlar, Faysal'ı beş buçuk ay sonra Şam'dan kapıdışarı ettiler. Faysal bu defa Irak'a hâkim olan İngilizler'e yanaştı, 1921'in 23 Ağustos'unda "Irak Kralı" ilân edildi ve İngiliz mandasının sona erip Irak'ın bağımsız bir devlet olduğu 1932 Ekim'ine kadar İngiltere'nin gölgesi altında hüküm sürdü. Ertesi sene basit bir apandisit ameliyatı için İsviçre'ye gitti ve 8 Eylül 1933 günü ameliyat masasında iken kalbi duruverdi! Ölümünün arkasında İngiltere'nin bulunduğu söylendi...

* FRENLERİNİ GEVŞETİP PARÇALADILAR: Faysal'ın yerini, 21 yaşındaki oğlu Gazi aldı ve genç kral bir anda Arap dünyasının en popüler ismi haline geldi. İngiltere'den nefret ediyor, Almanlar'a yakın duruyor, Suriyeliler'e ve Kuveytliler'e Irak ile birleşme çağrısı yapıyordu. Milliyetçi politikası İngiltere'nin Ortadoğu'daki etkisini azaltınca, kralın ölümü de İngilizler'in elinden oldu; 1939'un 4 Nisan'ında kendi kullandığı otomobilin önceden gevşetilmiş olan frenleri patladı ve bir duvara çarpan Gazi parça parça oldu. İşin tuhafı, kaza sırasında otomobilde kraldan başka dört kişinin daha bulunması ve hiçbirinin burnunun bile kanamamış olmasıydı...

* CESEDİ KÖPEKLERE YEDİRİLDİ: Gazi'den sonra, tahta dört yaşındaki oğlu Faysal çıktı, büyük amcası Prens Abdülillâh kral naipliğine getirildi ve İngiltere bölgede eskisi gibi yeniden söz sahibi oldu.
Faysal, 1957'de Osmanlılar'ın son hükümdarı Sultan Vahideddin ile Halife Abdülmecid Efendi'nin küçük torunu olan Mısır Prensesi Fazile ile nişanlandı ve Bağdat, düğün hazırlıkları yapıldığı sırada, 1958'in 14 Temmuz'unda Arap tarihinin en kanlı darbesine sahne oldu.
 General Abdülkerim Kasım'ın liderliğindeki birlikler sabahın erken saatlerinde Irak başkentinin kontrolünü ele geçirip kraliyet sarayını ve hükümet üyelerinin evlerini bastılar. Kral Faysal'ın dayısı ve Irak'ın güçlü adamı veliahd Prens Abdülillâh ailesi ile beraber öldürüldü. Başbakan Nuri Said Paşa köşküne yapılan baskın sırasında üzerine siyah bir çarşaf geçirip fırsatını bularak kaçtı ama tanınarak linç edildi, cesedi parçalandı, etleri de köpeklere yedirildi.
 Bağdat Radyosu'nda o gün sık sık tekrarlanan bildiride "Şimdi sokakta iki ceset bulunmaktadır. Bunlardan biri milletin iradesi hilâfına milletin üstüne çıkan vatan haini Nuri Said Paşa, diğeri de onun efendisi veliahd Prens Abdülillâh'ın cesedleridir" deniyordu.
 Prens Abdülillâh'ın kanlı cesedi öğleden sonra hükümet binalarından birinin kapısına asılarak teşhir edildi ve radyodan bu defa "Gidin ve Abdülillâh'ın cesedini gözlerinizle görün" diye yayın yapıldı. Ortadoğu Haber Ajansı da veliahdın öldürülmesini "Abdülillâh'ın cesedini sokaklarda bir köpek leşi gibi sürükleyen halk, daha sonra parça parça etti" cümlesi ile duyurdu.
 Henüz 23 yaşında olan kralın âkıbeti ise daha fena oldu ve ölümünün ayrıntıları günler sonra öğrenilebildi... Sarayı basan darbeciler önlerine çıkan herkese ateş açmış, Faysal'ı da makineli tüfeklerle taramışlardı. Kralın ölmediği bir müddet sonra farkedilmiş, kanlar içerisindeki Faysal hastahaneye kaldırılmış ama doktorlar "Tedavi edip yaşatırsak bu adamlar bizi de gözlerini kırpmadan öldürürler" diyerek el sürmemiş, hattâ yatağa bile yatırmamışlar, can çekişmekte olan İkinci Faysal, hayata hastahanenin zemininde kan kaybından veda etmişti!
 Irak'ta hemen o gün krallık kaldırılıp cumhuriyet ilân edildi ama darbecileri de benzer bir âkıbet bekliyordu...

* MASASINDA MAKİNELİYLE TARADILAR: Irak'ta krallığa son veren 1958 darbesinden sonra iktidara General Abdülkerim Kasım geldi. Rejim değişti ama gelenek hiç bozulmadı: Abdüsselâm Arif, 8 Şubat 1963'te kendilerini "Arap sosyalisti" diye tanıtan Baas Partisi taraftarlarının yaptığı bir başka askerî darbe ile devrildi, hemen o gün yargılanıp idama mahkûm oldu, cezası ertesi gün bir masanın başında oturduğu sırada makineli tüfekle infaz edildi ve kanlar içerisindeki cesedinin fotoğrafları dünya basınına dağıtıldı.

* HAVAYA UÇTU, PARÇASI BİLE BULUNAMADI: General Kasım'ı deviren Abdüsselâm Arif'in iktidarı da sadece üç sene sürdü ve bindiği uçak havada infilâk ediverdi! Abdüsselâm Arif'in yerini kardeşi Abdürrahman Arif aldı ama üç sene sonra o da devrildi ve her nedense öldürülmedi, İstanbul'a sürgüne yollandı...



Sadece siyasetçiler değil, dinî liderler de itinayla parçalanır!

 ORTADOĞU'da öldürülüp cesedleri parçalanan yahut ortadan yokedilen liderler sadece siyasetçiler değil, aynı zamanda din adamları idi ve Irak'ın en köklü Şiî ailelerinden olan "Sadr"ların âkıbeti de hep böyle oldu...
Sadr ailesinin birçok mensubu ya suikaste kurban gittiler, ya yargılanarak idam edildiler yahut kapatıldıkları zindanlarda büyük işkencelerden geçirildikten sonra sessizce ortadan kaldırıldılar...
 İşte, Sadr ailesinin kaderleri böyle kanlı şekilde noktalanmış bazı mensuplarının kısa öyküleri...

* AYETULLAH SEYYİD MUHAMMED BAKIR ES-SADR: Irak'ta 1950'lerden sonra faaliyet gösteren "İslami Dava Hareketi" isimli Şii gurubun kurucusuydu.
Bakır es-Sadr'ın faaliyetleri Saddam Hüseyin'in canını sıkmaya başlayınca Ayetullah tutuklandı ama Şiiler'in geniş çaplı bir isyana girişmeleri ihtimali üzerine bırakıldı ve evinde göz hapsine alındı. Faaliyetlerine devam etmesi üzerine Saddam Hüseyin'in adamları 1980'in 8 Nisan gecesi evini kuşattılar. Bakır es-Sadr, cellâdlarına pencereden makineli tüfek ateşi, el bombası ve RPG roketleriyle cevap verdi. Ayetullah'ın evine iki saat sonra girildi ve Bakır es-Sadr hemen öldürüldü.

* AYETULLAH MUHAMMED ES-SADR: Necef'in en etkili dini liderlerindendi. 1999 Şubat'ında kıldırdığı bir cuma namazı sırasında hutbeye beyaz bir kefene bürünmüş olarak çıktı. Söze "Yaptığım bu işin hayatıma mâlolacağını biliyorum ama böylelikle şehadet mertebesine erişirim" diye başladı ve Saddam rejiminin zindanlarında işkence görmekte olan Şiiler'in serbest bırakılmasını istedi.
Saddam Hüseyin, Ayetullah'a cevabını bir hafta sonra verdi: Muhammed es-Sadr cuma namazını kıldırıp otomobille evine gittiği sırada makineli tüfeklerle tarandı ve iki oğlu ile beraber can verdi. Cenazesine katılan binlerce Şiî'ye de makineli tüfek ateşi açıldı, gelen dört Şiî entellektüel "Ayetullah'a suikast düzenledikleri" suçlamasıyla gizlice yargılanıp idam edildiler, ardından da Muhammed es-Sadr'ın öğrencilerinden otuz kişi daha gizlice asıldı ve binlerce Bağdatlı Şii bir gecede çöle sürüldü.

* HÜCCETÜLİSLÂM SEYYİD MUSA ES-SADR: İran'ın dinî ilimler merkezi olan Kum şehrinde, 1928'in 15 Mayıs günü dünyaya geldi. 1960'ta Lübnan'ın Sur şehrine yerleşti, kısa sürede bölgenin en güçlü dini lideri oldu.
 1978 Ağustos'unda Filistinli mülteciler konusunda temaslarda bulunmak maksadıyla Libya'ya giden Sadr'dan bir daha haber alınamadı. Libyalılar İmam'ın Muammer Kaddafi ile görüştükten sonra Roma'ya giden bir uçağa bindiğini iddia ettiler, İtalya ise Sadr'ın uçakta bulunmadığını açıkladı ve dini lider kayboldu!

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler: , , , , , , , ,

Genel



BlogEngine 1.4.5.0 Bilinmezler.com Artık bilinmeyenler bilinecektir...

Kelimeler

YOZGATIN SESi RADYOSU