
Petrol ve Kerkük’ün Yazarı Ali KERKÜKLÜ'den 2003 yılında yaşanan Türk askerine çuval geçirme operasyonunun tüm ayrıntıları...
İşgalci güçlerle Kürt işbirlikçilerinin hazırladığı hain bir plan Süleymaniye’ de uygulamaya konuluyordu. 2003 yılının 4 Temmuz Cuma günü ABD’nin 173. Hava indirme tümenine bağlı askerlerle onlara destek veren Kürtlerin, Süleymaniye’ deki Türk Özel Kuvvetleri Bürosuna yaptıkları baskın sırasında 11 Türk askeri (3’ü subay 8’i astsubay olmak üzere) esir alıyordu.
Türk askerlerine silah doğrulttular. Yüzü koyun yatırılarak, bilekleri kelepçelenen Türk grubu bahçeye indirildiğinde, baskıncıların bir bölümü bina çevresinde dış emniyeti almış ve içerdekilerin büyük bir kısmı da evin her noktasında arama yapıyordu. Amerikalıların yaptıkları her işlem için yardımcıları, daha doğrusu öncü kuvvetleri peşmergelerdi.
Türk Askerlerine reva görülen muamele en iyimser ifade ile “fena” kavramını aşıyordu. Fakat artık yapılacak hiç bir şey yoktu, çünkü eller kelepçelenmişti. Amerikalılar esir aldıkları Subay, Astsubay ve görevliler ile baskın sırasında büroda bulunanların başına “çuval” geçirdiler! Başa çuval geçirilmesi, esir alınanların, Iraklıların etrafı görmemeleri için yapılan bir uygulama idi. Fakat bu kez özellikle amaç sindirme, güç gösterisi ve psikolojik baskı oluşturmaktı.
8 araçlık (3 kamyon, 5 Hummer) baskın konvoyunun yanlarında peşmerge lerde olduğu halde ABD’nin karargahı olarak kullanılan, Kerkük Hava alanına götürdüler.
2 kamyonun içinde 24 esir bulunuyordu. Esirler ; 11 Türk Özel Timi mensubu, 2 Sivil Türk, 4 Kürt muhafız, 2 Türkmen erkek, 2 Türkmen kadın, 1 Kürt, 1 Türkmen çocuk ve İngiliz vatandaşı Michael Todd’du. Kamyonların birinde 6, diğerinde 5 Türk askeri vardı.
5 Temmuz günü Kerkük Havaalanında sorgulama yapıldıktan sonra, Amerikalılar helikopterlerle Türk askerlerini Bağdat’a götürdüler. Irak’ın kuzeyinde Türk Özel Kuvvetleri mensubu 11 Türk askerinin ABD’liler tarafından esir alınmasıyla başlayan kriz yoğun diplomatik çabalar sonucu ancak 60 saat sonra çözülebildi. Serbest bırakılan Türk askerleri “Amerikalılar bize El-Kaide muamelesi yaptı. En yakın müttefikine nasıl terörist gibi davranırlar?
Türk Özel Kuvvetleri Komutanı Binbaşı Aydın Eser. “4 Temmuz Cuma günkü baskını önce Amerikalıların Iraklılarla bir çatışması sandığını söyledi. “Amerikalılar havaya ateş açıyorlardı. Önce sokakta çatışma çıktı sandım. Kapıyı açıp onlara yardım etmek istedim. Bir baktım bize doğru ateş ediyorlar.
Amerikalılar bize doğru gaz bombası attılar. Olayın değişik boyutlara girmemesi için teslim olduk”. Binbaşı Aydın, dayaktan incinmiş kaburga kemiğini gösterirken: “Biz burada yasal olarak bulunuyoruz. Benim rütbemi hiçe sayıp Kerkük ve Bağdat’ta kötü muamele ettiler. Kafalarımıza çuval geçirildiği gibi ellerimizi de kelepçelediler.” Türk Özel Kuvvetleri Timinin Komutanı Binbaşı Aydın Eser’nin son sözü ise “Bizi Kürtler gammazladı.” oldu.
Saat 14:30’da Türk Özel Kuvvetleri Bürosu terk edilirken 100 metre ilerde beyaz jip içindekiler, Amerikalı yarbay tarafından birkez daha tebessümle selamlandılar. Jip’in içinde bekleyen rehber, görevini ifa etmenin huzuru ile(!) KYB Dışilişkiler Bürosunun yolunu tutarken, konvoy Süleymaniye sokaklarında yeniden bir geziye çıktı. İçerde çuvallanmış Türk Askeri vardı. Başlarında ise Coni’ler ve peşmergeler…
Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin ısrarla “haberimiz yok” dediği Türk Özel Kuvvetleri Timine karşı yapılan baskında, Celal Talabani’nin oğlu zaten başından sonuna kadar bu çuval baskınının içinde yer alıyordu. Bölgede babadan oğula geçen siyaset geleneği içinde küçük Talabani önemli bir figür olma özelliğini doğuştan taşıyordu. İşte bu Bafel Talabani, operasyon boyunca elindeki telefonla hem babasını bilgilendirmiş hemde Amerikalı konvoya yol gösterirken, aynı anda da baskını saniye saniye görüntülemişti. Hatta Bafel işi iyice abartmış, Amerikalıların Türk Özel Kuvvetleri Timi’ni götürmelerinin ardından “baskın sonrasınıda” görüntülemişti.
Görgü tanıklarına göre “Bafel Talabani saat 14:45’de başlayıp, yaklaşık 1 buçuk saat süren operasyondan önce beyaz Land Cruiser marka jipini Türk askerlerinin bulunduğu eve 100 metre mesafedeki KYB Dışilişkiler Bürosu’nun önünde park etmişti. Sonra da operasyonu jipin içinden görüntülemişti. Jipin yanında Talabani’nin koruması olan peşmergelerin oturduğunu, videoyu kendisi çektiğini,ve operasyon bitip Türk askerleri götürüldükten sonra jipini hareket ettirip, operasyon yapılan binanın önüne gelip saat 16:30 sıralarında kapıdan içeri girip, içerisinin filmini çekti. Bu sırada Amerikalıların operasyonuna katılan KYB’ye bağlı peşmer geler, binayı talan ediyordu”.
ABD askerilerinin hedef aldığı Türk Özel Kuvvetleri timi, Irak’ın Kuzeyinde hem ABD, hem de Irak’lı Kürt grupların bilgisi dahilinde görev yapıyordu. Türk Özel Kuvvetleri Timcilerin görev talimatı içinde Irak’ın Kuzeyindeki PKK unsurlarının izlenmesi, Kürt gruplarla ilişkilerinin yürütülmesi gibi görevleri vardı. Buna karşılık olarak hem KYB ( Celal Talabani’nin Partisi) hem de KDP’nin (Mesud Barzani’nin Partisi) temsilcilikleri vardır. Süleymaniye’deki baskının arkasında ve 11 Türk Özel Kuvvetleri Tim görevlilerin esir alınmasında fiilen “Kerkük Valisi” olan Amerikalı Albay William Mayville’in olduğu kesinlik kazanmıştır.
Habertürk Televizyonunda Basın Kulübü programına katılarak konuşan dönemin Genelkurmay başkanlığı eski harekat başkanı emekli korgeneral Köksal Karabay, 4 Temmuz 2003 günü Irak’ın Kuzeyinde Süleymaniye şehrinde (Kürtlerin yoğun yaşadığı şehir) yaşanan çuval olayını şöyle anlattı:
“Süleymaniye Valisi’ne suikast yapılacağı ihbarı üzerine Kerkük’ten gelen ABD askerlerinin Talabani’nin Sarayı’nın çevresinde ilerlerken Türk timinin bulunduğu sokağa da girdiler. ABD askerlerinin arasında Türkiye’nin ekmeğini yiyen Talabani’nin oğlu (Bafel Talabani) da bulunuyordu. Tim komutanı kapıya çıkıyor ’Hoşgeldiniz’ diyor. Üzerine çullanıyorlar. Bu esnada herkes ateş etmeye hazır. Tim komutanı Binbaşı Aydın Eser elini kaldırıp ateş etmeyin diyor. Hiç böyle birşey olacağını tahmin etmemişler. Çünkü daha önce birlikte çay içmişler ve oturmuşlar.” Aslına bakarsanız 4 Temmuz baskını bir yalan üzerine kurulmuştu ve Türk askerleri Irak Kürtleri tarafından gammazlanmıştı.
4 Temmuz Süleymaniye Baskını’nda olay yerinde bulunan Çuval Olayının 1 Numaralı İsmi Türkmen Hicran Hürmüzlü:
“Baskın sırasında ben kelepçelenerek başına çuval geçirilen ilk kişi oldum. Çuvalımın üzerine oracıkta W1` yazılarak kamyona bindirildim. Saatler 15.00`i gösterirken, helikopter ve askeri araç sesleri duyuldu. ABD askerleri bulunduğumuz binanın bahçesine girip bağırıp çağırmaya başladığında şaşırdık. Kimse böyle bir şey beklemiyordu. Öyle ki Türk birliğinin komutanı olan binbaşı, bunu konuşarak çözebileceğini düşünüyordu. ABD askerlerinin arka tarafta bulunan yan binadan bulundukları binaya atladılar, kapıyı kırdılar. Kerkük `ten gelen ABD askerleri bize çok kötü davrandı. Bizi itip kaktılar, sürekli hakaret ettiler . Rütbeliler uzak duruyor, adeta erleri bize böyle davranmaları için öne sürüyorlardı. 24 kişi beş saat plastik kelepçelerle bağlı kaldık. Geceyi Kerkük `te (Kerkük Havaalanında) geçirdik.`
İlk sorgu ertesi gün yapıldı ve Bağdat `a gönderildik. Tutuklananlar arasında iki Türk mühendis ile bir İngiliz de bulunuyordu. Öğleden sonra bize turuncu tulumlar giydirdiler ve başımıza tekrar çuval geçirdiler. Boynumuza astıkları diğer çuvala da dosyalarımızı koyarak bizi üç helikopterle Bağdat `a gönderdiler. Akşam ulaştığımız Bağdat `ta, ertesi gün tekrar sorguya alındık. Bağdat `ta Türk binbaşı burada Ankara `daki yetkililerle görüştü. `Her şeyin yoluna gireceğini ve en geç 24 saat içerisinde serbest bırakacaklarını söylüyorlardı. Ertesi sabah ABD helikopterleri bizi Süleymaniye `ye bıraktı` dedi
Süleymaniye baskınına katılan Amerikalı askerlerin Tim lideri Daniel Monk, Albay William Mayville komutasındaki 173. Hava indirme tümeninin 1. bataryası, 1. müfrezenin, 1. takımının Alfa mangasında görev yapmaktaydı.

Daniel MONK
Daniel Monk ayrıca, Türk bürosunun gözcü muhafızları da ( Talabani’nin tahsis ettiği peşmergeler) parayla satın aldıklarını, dolayısıyla Türk askerinin, baskın konusunda uyarılmadığını ileri sürdü.
Daniel Monk:”Çevredeki destek gücümüze büroya saldırıya geçtiğimizi haber vermek için aydınlatma cephanesini ateşledik. Türk bürosunun kapısından ilk benim timim girdi. Baskını sayıları 60 askeri geçen iki takım gerçekleştirdi. Yanlış hatırlamıyorsam Türk askerlerinin sayısı 12-15 kişiydi. Baskına çok iyi hazırlanmıştık. Elimizde iki binalı Türk bürosunun planları vardı. Her takım bir katı temizleyecekti. İnce tanzimle ve süratle plan uygulandı. Bizim geldiğimizi bilselerdi ve biz binaya girerken benim timime ateş açsalardı epeyi kayıp verirdik ama onlar hesabına kötü bir karar olurdu çünkü silahlı destek gücümüzde 6 adet 240B makineli tüfek ile altı kademeli füzeler vardı. Humvee’lerimiz 50 kalibrelik makinalı tüfeklerle ve MK-19 otomatik el bombası atıcılarıyla donatılmıştı. Her Humvee’de AT-4 tanksavar silahlarından 6 tane bulunuyordu. Bu silahlarla Türk karargahını ve içindeki herkesi yerle bir edebilirdik. Tanrıya şükür bu raddeye gelinmedi. Çünkü müttefikler birbiriyle savaşmazlar.
Süleymaniye’deki Türk Özel Timi’nin sizin yakın bir müttefikiniz olan bir ülkenin askerleri olduğunu biliyordunuz ve karargahlarını daha önce dostça ziyaret etmiştiniz. Neden iki ülkenin ilişkilerini sarsan bu baskını yapma ihtiyacını hissetttiniz?" sorusunu şöyle yanıtladı: "Kerkük’ün yeni seçilmiş valisine suikast girişiminde bulunmayı plandıkları istihbaratını aldığımız için Türk askerlerini gözaltına (esir) aldık. Türkiye’nin Irak’ın Kuzeyinde faaliyet gösteren askerler bulundurmaması gerekirdi ( ama 10 bin km’den gelen işgalci Amerika bulunabilirdi). Baskını çok iyi ve hızlı bir şekilde planladık. Neyse ki tek bir kurşun sıkılmadan tamamlandı. Türk olduklarını bildiğimiz için müttefik bir ülkenin askerine yapılması gereken muameleyi yaptık ve onlara saygıda kusur etmedik. Benim açımdan, bu baskın Kerkük’te barışı sağlamak için yapılabilecek tek eylemdi. Kerkük şehrinde hak iddia eden çok etnik grup var. Kürt valisine yapılacak bir suikast değişik etnik grupların kitlesel karşılık vermelerine yol açabilirdi. Bölgedeki istikrar bizim ilk önceliğimizdi ve Valiye suikast yapılması riskini alamazdık."
Türk Özel Kuvvetleri Komutanının Amerikalı askerler tarafından dövüldüğüne ve Türk askerlerine Kerkük Hava üssünde teröristlere giydirilen turuncu elbisenin giydirildiğine değinildiğinde Daniel Monk Amerikan Ordusu’nun savunmasını şöyle yaptı: "Türk komutan hiç dövülmedi. Türkiye’nin müttefikimiz olduğunu biliyorduk ve askerlerinize saygıyla muamele ettik. Her gözaltına alınanın başına gevşek plastik kum torbası geçirmemiz standart bir uygulamamızdır. Gözaltına alınanlara turuncu giysinin de giydirilmesi standart bir uygulamadır. Kimliklerinin karıştırılmaması için turuncu elbise giydiriyoruz."
Bilindiği gibi Amerikalılar, Türklerin bir suikast planladıklarına iddiasına karşılık herhangi bir kanıt ortaya çıkartamamışlardır. Bu baskının tamamen bir yalan üstüne kurulduğunu, aksi takdirde Amerikalı ve işbirlikçileri Kürtler kanıt sunardı. Başka bir deyişle ellerinde kanıt olsaydı Türkleri kötülemek için bu fırsatı kaçırırlar mıydı? Bu baskının bir yalan üzerine kurulduğunun kanıtı da 60 saat sonra bütün esirleri serbest bıraktılar.
Barışsever, insan haklarına saygılı ve Irak halkına özgürlük getiren Amerikalı Daniel Monk, Kerkük şehrinin ve bölgenin istikrarı yalanından bahsediyor. Kerkük’ün idaresini tek bir gruba yani Kürtlere vererek kan gövdeyi götürüyor. Mezhep ve etnik çatışmalarını besleyen kimlerdir. Irak tarihinde hiçbir zaman ne mezhep ne de etnik çatışması yaşanmamıştır. ABD ve İngiltere’nin sayesinde bunları da gördük. Yani getirdikleri özgürlük paketinin içinden bunlarda çıkmıştır. Bunlar ithaldir. Irak halkı binlerce sene kardeşçe ve birlikte yaşamışlar. Irak tarihinin hiçbir döneminde bu tip olaylara şahit olunmamıştır.
Görgü tanıklarından biri 4 Temmuz günü Süleymaniye’deki Türk Özel kuvvetleri Bürosuna yapılan baskın sırasında 11 Türk askeri ile birlikte gözaltına alınıp Kerkük’te sorgulanan, sonra turuncu tulum (Guantanamoda El-Kaide üyelerine giydirilen tulum) giydirilip başına çuval geçirilerek Bağdat’a götürülen İngiliz vatandaşı Michael Todd idi. Michael Todd, ABD’nin en yakın müttefiki İngiltere'nin barışsever bir vatandaşıydı. Süleymaniye'de (Kürtlerin yoğun yaşadığı bir şehir) bulunma nedeni de Iraklı çocuklara oyuncak dağıtmak, savaşta kaybettiği kızı Sacide’yi bulmaktı.
Amerikalılar, öyküsüne inanmadılar, cebindeki İngiliz pasaportunu bile sahte sandılar. Resmi kayıtlara bu yüzden "Türk Özel Kuvvetleri'nin komutanı olma şüphesiyle" gözaltına (esir) alındı olarak geçti ve onu üç hafta serbest bırakmadılar. Michael Todd suç işlemişti suçu çok büyüktü. İşlediği suç ise yanlış zamanda yanlış yerde bulunmasıydı. Michael Todd, çuval olayının en büyük tanığıdır.Michael Todd: “KYB’nin (Irak Cumhurbaşkanı Talabani’nin Partisi) Dışilişkiler Bürosu'nun tabelasını gördüm, yeşil-beyaz yol tabelasının üstüne asılmıştı, diğer bir yeşil-beyaz yol tabelasında da "Kürt İnsan Hakları Bürosu" vardı. Bunun Sacide'nin (kızı) kayıp olduğunu bildirmek ve yardım istemek için iyi bir fırsat olduğunu düşündüm.
KYB Dışilişkiler Bürosu'nun Önünde kahverengi üniformalı askerler (Kürt peşmergeler) tarafından oldukça sert bir şekilde esir alındım. Cadde boyunca yürütüldüm ve Amerikan askerlerine teslim edildim. Kavşağa ulaştığımızda iki ya da üç tane daha kahverengi üniformalı asker ( Kürt peşmerge) gözüme çarptı. Yolun kenarında da bir kalabalık birikmişti, dört ya da beş Humvee cipi seyrediyorlardı, birçok silahın bana doğrultulduğunu gördüm. Üst rütbeli bir asker tarafından karşılandım, binanın arka bahçesine alındım, burası ağzına kadar Amerikan askeriyle doluydu; ne manzaraydı, korkmuştum ama bu bir rüya olmalıydı. RESİM ÇERÇEVESİ ALMAK VE KIZIMIN KAYIP OLDUĞUNU BİLDİRMEK İÇİN DIŞARI ÇIKMAM BENİ NASIL OLMUŞTU DA BİR SAVAŞ ESİRİ HALİNE GETİRMİŞTİ?
Yere yatırdılar, kelepçelediler (plastik kelepçelerle), ince bir şekilde üzerimi aradılar, açıklama yapmak için zaman yoktu ve kimsenin de beni dinlemeye niyeti yoktu. Konuşmaya çalıştım, sessiz olmamı söylediler. İngiliz vatandaşı olduğumu kanıtlamak için pasaportumu gösterdim ama belgelerimle ilgilenmediler.
Şikâyetçi olabilecek durumda değildim, çünkü öldürülebilirdim. Silahlar üzerime doğrultulmuştu ve Amerikan askerlerinin nezaretindeydim.
Plastik bir torbayı -onlar buna "kum çuvalı" diyordu- kafama geçirdiler, aşırı sıcaktı, bekletildiğim yer Süleymaniye'deydi. Kadınları ve çocuğu ön tarafa alırlar diye düşünmüştüm. Ama başlarına çuval geçirip, bizimle birlikte kamyonun arkasına attılar. Kadınlara böyle davranmalarına içerledim. Kamyona bindirildiğimizde Amerikalı askerler, bazı esirleri yumrukladı, tekmeledi, bazılarının yüzlerini dipçiklediler. Yola çıktık, yaklaşık beş dakika kalabalık bir yolda seyrettik. Çuvalları başımızdan söküp aldılar. Süleymaniye'yi gördüm, anayolda gidiyorduk, herkes gözünü bize dikmişti; bizimle alay ediyor ve Amerikan askerlerini alkışlıyorlardı. Amerikan askerlerine el sallıyorlar ve gülümsüyorlardı, bize aşağılayıcı şeyler fırlatıyorlardı. Bazılarının ayakkabılarını savurduğunu ve tükürdüğünü gördüm. Neden başımızdaki çuvalları çıkartmışlardı? Bunu kasıtlı yaptıklarını şimdi anlıyorum, insanlar yüzlerimizi görüp tanımıştı ve böylece Birleşik Devletler iyi bir iş yaptığım Kürtlere göstermiş oluyordu.
Elle göstermeler, aşağılamalar, tükürmeler, ayakkabı fırlatmalar. Bizi esir alan çocuk yaşta askerleri ve Humvee cipteki yüzleri gördüm. Gülümsüyorlardı, mutluydular,
Tekrar ediyorum, bunu kasıtlı yapmışlardı, ne kadar etkili olduklarını göstermek istemişlerdi, bunu nasıl yapacakları konusunda da Kürtlerden fikir almışlardı.
Gömleğimde kan var, gömleğim kan içinde, yüzüm ve başım yara içinde. Yapılan geçit törenini birçok insanın izlemesi böylece sağlanmış oluyordu. Sanırım Süleymaniye'deki Gözaltı Merkezi'nden yaklaşık olarak saat 16:30 ya da 17:00'da çıkartıldık, insanların en kalabalık olduğu saatler, mükemmel zamanlama çocuklar! Hava kararıyordu, Kerkük'e gidiyorsak bu yavaş bir yolculuk oluyordu. Belki de düşündüğümüzden daha yavaş ilerliyorduk. Evet, birçok aracın konvoyumuzun yanından geçip gittiğini hatırlıyorum. Küçük kızımı ararken bu adamların beni tutuklamalarına izin verdiniz ve şimdi de onları selamlıyorsunuz, gülümsüyorsunuz ve alkışlıyorsunuz! Sanırım bunları herkes bilmeli. Talabani sen bir alçaksın! Çuvallar başımızda iken biraz olsun görebiliyorduk. Kerkük Havaalanında yolculuk sona erdikten sonra bizi 20 dakika kadar kamyonda beklettiler. Kamyon kasasında fotoğraflarımızı çektiler, Kerkük Havaalanında bazı esirler kafalarına tekme yediler.
5 Temmuz günü yani ertesi gün Kerkük Havaalanında turuncu renkli tulumları giyerken yanımda sürekli olarak silahlı bir muhafız vardı. Kollarımdan sıkıca yakaladılar, kelepçeler takıldı. Kelepçeleri iyice sıktılar.
Çuval başımdaydı, ellerim kelepçeliydi ve üzerimde turuncu renkli, parlak bir "terörist" kıyafeti vardı. Öğleden sonra üzeri açık kamyonun içinde yarım saatten fazla bir süre acı içinde bekletildik sanırım. Bunun kasten yapıldığından eminim. Kerkük'ün Süleymaniye'den çok daha sıcak olduğunu biliyordum, sıcaklık 48 dereceye ulaşabiliyordu. 120 Fahrenhayt sıcaklığın altında, bir çuvalın içinde insanın beyni dışarı akardı, belki de çuvalın içindeki sıcaklık 60 belki de 65 dereceye ulaşmıştı. Bunu bir düşünün, terörist şüphesiyle turuncu tulumlar giydirilmişsiniz, başınızda silahlı muhafızlar bekliyor ve kafanıza bir çuval geçirmişler, çuvalın içindeki sıcaklık 65 dereceye ulaşmış!
Öğleden sonra Chinook helikopterleriyle Kerkük'ten Bağdat'a yollandık, hepimizin üzerinde turuncu tulumlar vardı ve Küba'daki Guantanamo esirleri gibi görünüyorduk. Kafamızda çuvallarla Amerikan Chinook helikopterinde uçuyorduk.
Cehennemi yaşıyorduk, aşırı terliyorduk ama bu sefer en azından rüzgar vardı. Rüzgar çok güzeldi, bizi serinletiyordu. Bağdat’a yollanmadan önce Kerkük Havaalanındaki sorguda özel tim komutanı binbaşı Aydın Eser: “Biz savaş esiriyiz, bize savaş esiri gibi davranmalısınız. Yoksa hiç bir şey anlatmayız. Artık müttefik değiliz. Burada savaş esiriyiz” dedi.”
Bir insan bir ülkeye gidiyorsa, kalbi sevgiyle dolu olarak kayıp kızını bulmaya çalışıyorsa ve sonunda kendini savaş esiri olarak buluyorsa, ortada çok ciddi bir hata ve hatalılar var demektir.
ABD’nin en yakın müttefiki İngiltere’nin suçsuz bir vatandaşına bu insanlık dışı muamele yapılıyorsa, sahipsiz Irak vatandaşlarına yapılanları siz düşünün.
İşte ABD’nin Irak’a ve dünyaya getirmek istediği özgürlük ve demokrasi nasıl, beğendiniz mi?!
Bu kalleşçe saldırıyı yapanlar unutabilirler ama Türk Milleti kendisine yapılanı asla unutmayacaktır. İşin ilginç yanı oğul Talabani, ekmeği ile nimetlendiği Türk Milleti’ne karşı haince bir saldırı düzenlediği tarihte babası Talabani’nin cebinde hala Türk Cumhuriyeti’nin kırmızı renkli diplomatik pasaportu bulunuyordu. Türkiye’nin Irak kuzeyiyle ilişkisinin temelinde PKK vardı. Irak Kürtleriyle temas da işte bu bağlam içerisindeydi. Türkiye 1984 yılından bu yana 30–35 bin insanını yitirmiş, en az 140 milyar dolar maddi kaybı olmuştur.
Dünyayı tehdit eden kötüler değil. Onların yaşamasına izin verenlerdir. ( Albert Einstein)
KAYNAKLAR
Faruk Zabcı, Hürriyet Gazetesi Muhabiri
Michael Todd, Çuval!, Doğan Kitap, 2007
Turan Yavuz, Çuvallayan İttifak, Destek Yayınları, 2006
Ahmet Erimhan, Çuvaldaki Müttefik, Bir Harf Yayınları, 2006
Ali Kerküklü, Oyun İçinde Oyun, Kum Saati Yayınevi, 2006
Tuncer Bahçivan, www.gazeteci.tv
<www.kerkukfeneri.com
Wardom.org
Haber-Fotoğraf: İnternetajans